Kader konusunda daha detaylı bilgi almak için Kadereiman.com adlı siteyi ziyaret etmenizi öneririz.
“ALLAH böyle yazmış, ben ne yapayım? “ demek doğru mudur?
Cevap: Kader ve kazaya inanmak iman esaslarındandır. Ancak insanlar kaderi bahane ederek, kendilerini sorumluluktan kurtaramazlar. Bir insan “ALLAH böyle yazmış, alın yazım buymuş, bu şekilde takdir etmiş, ben ne yapayım? “ diyerek günah işleyemeyeceği gibi, günah işledikten sonra da kendisini suçsuz gösteremez, kaderi mazeret olarak ileri süremez. Çünkü bu fiiller, insanlar böyle tercih ettikleri için, bu seçime uygun olarak ALLAH tarafından yaratılmışlardır. Burada dileyen, tercih eden, isteyen kuldur; yaratan da ALLAH’tır. Kul sorumluluk doğuran fiilleri irade edendir ama yaratan değildir; zira yaratmak ALLAH’a mahsustur. Kur’an-ı Kerim’de: “ALLAH her şeyin yaratıcısıdır.” (En’am, 6/102) buyrulmaktadır. Her şeyin yaratıcısının ALLAH olması bizim kötü ve yanlış işleri, sorumluluktan kaçarak ALLAH’a havale etmemize yol açmamalıdır. Bu kaderi istismar etmek olur. Ayrıca kader ve kazaya güvenip çalışmayı bırakmak, olumlu sonucun sağlanması ya da olumsuz sonuçların önlenmesi için gerekli sebeplere sarılmamak ve tedbirleri almamak, İslam’ın kader anlayışı ile bağdaşmaz. ALLAH her şeyi birtakım sebeplere bağlamıştır. İnsan bu sebepleri yerine getirirse ALLAH da o sebeplerin sonucunu yaratacaktır. Bu da bir ilahi kanundur ve bir kaderdir. Sonuç olarak insanların, “Ben ne yapayım, kaderim böyle.” demesi doğru değildir.
(Din İşleri Yüksek Kurulu)

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş bereketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174).
Rahman ve Rahim olan ALLAH'ın adıyla anlamına gelen "Bismillâhirrahmânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye "ALLAH'ın adını anmak" anlamına gelen "tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûresinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazılmıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir. Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanırken besmele çekilir. Kur'ân'da ALLAH'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etlerinin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir varlık adına değil sâdece ALLAH adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlıyorum, demiş olur. Besmelede Yüce Yaratıcının üç ismi geçmektedir: ALLAH, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve ALLAH'ı anmış olur. (DiyanetİşleriBaşkanlığı)
Yasin Suresi hakkında Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
1) "Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'ân'ın kalbi de Yâsin'dir. Kim Yâsin'i okursa, ALLAH onun okumasına, Kur'ân'ı on kere okumuş gibi sevap yazar"
2) "Yâsin, Kur'ân'ın kalbidir. ALLAH'ı ve ahiret gününü arzu ederek Yâsin okuyan kimsenin geçmiş günahı affedilir. Onu ölülerinize okuyunuz"
Kaynaklar:
1) (Tirmizî, Fedâilu'l-Kur'n, 7; Dârimî, Fedâilu'l-Kur'ân, 21).
2) (Ebû Davud Cenâiz 20; İbn Mace, Cenâiz 4; İbn Hanbel, Müsned V, 26, 27).
Bu hadislerden anlaşıldığı gibi, Yâsin'i okuyarak sevabını ölülerin ruhuna bağışlamak caizdir. Ancak Kur'ân'ın dirilere nâzil olduğu ve insanların, onun manasını anlayarak, emir ve yasaklarına uygun bir şekilde hayat sürdürmeleri için gönderildiği unutulmamalıdır. Ya Sin suresinin okunmasında büyük sevaplar ve faydalar vardır. ALLAH rızası için okuyup sevabını bir milyon kişiye de hediye etsek, onun sevabından bir şey noksan olmadan her biri için tam bir Ya Sin sevabı onların ruhlarına gider. Çünkü, Kur’an bir nurdur, nur ise bölünmez. Bir lambanın karşısında duran bir kişi ile bir milyon kişi arasında fark etmez, herkes tam bir lambaya sahip olarak onun ışığından istifade eder. Kur’an’ın nurundan istifade etmek de böyledir. ALLAH’ın rızası, bütün her şeyden daha üstündür. Onun için yaptığımız her şeyde ALLAH’ın rızasını esas almalıyız, diğer sevaplar, zaten -bu rıza çerçevesindeki samimiyetimize paralel olarak- gelecektir. (sorularlaislamiyet)
Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"ALLAH'a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun ya da sussun."
Tirmizî'nin İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)'den yaptığı diğer bir rivayette, Resulullah: "Kim susarsa kurtulur" buyurmuştur.
Açıklama: İnsanın her sözü kaydedilip yazıldığı ve kıyamet gününde her kelamdan hesap verileceği için, ahirete inananların , hesabı kolay olan hayır konuşmaları tavsiye edilmektedir.
Yani, kişi konuşmak isteyince önce bir düşünmeli, söyleyeceği zarar getirmeyecekse konuşmalı, zarar getirecekse susmalıdır. Zarar getirmesi, harama, mekruha götürmesi veya fesada sebep olmasıdır. Öyle ise bu ihtimallerin bulunmayacağı veya hayrın açık ve belirgin olduğu söz söylenebilir. Hatta mübahda dahi sükut tavsiye edilmiştir. Çünkü o da mekruh ve hatta harama müncer olabilir. (harama götürebilir)
Rivayet Eden: Ebu Hureyre (radıyallahu anh)
Kaynak: [Tirmizî, Kıyamet 51, (2502)]
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in küçük abdest bozma konusundaki davranışları ile ilgili rivayetler, küçük abdesti (bevli) çömelerek yapmanın İslam adabından olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla bir engel olmaması halinde ayakta idrar yapmak tenzihen mekruh kabul edilmiştir (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 229).
Zira ayakta idrar yapılırken idrar serpintisinde korunmak güçtür. Oysaki Peygamber Efendimiz (s.a.s.) idrardan sakınmayı emretmiş; kabir azabının çoğunun idrar serpintisinden dolayı olacağını haber vermiştir (Buhari, Vudu 55, 56; İbn Mace, Tahara 26).
Kişi, çömelmekte zorlanır ya da abdest bozacağı yer çömelmeye uygun olmazsa üzerine idrar sıçratmamaya özen göstererek ayakta idrar yapabilir.
Fetva: Din İşleri Yüksek Kurulu
Aramalar: ayakta idrar yapmak, ayakta idrar yapmak günah mı
Öncelikle siz kardeşlerimizden ricamız harflerin doğru okunuşlarını öğrenmenizdir. Bu duada olduğu gibi harflerin okunuşları farklıdır. O yüzden çevrenizde hafız yada hoca kardeşlerimizden doğru okunuşunu öğreniniz. Çünkü aşağıda latin harfler ile yazılan, arapça ile bir olmaz. Harflerin doğru çıkışını ve okunuşunu bilmeniz gerekir. Aksi halde anlamı değişir.
Peygamberimiz ezanı dinledikten sonra şu duayı okuyan kimseye şefaatinin hak olacağını bildirmiştir (Buhârî, "Ezân", 8):
Allâhümme rabbe hâzihi'd-da`veti't-tâmme ve's-salâti'l-kaime, âti Muhammeden el-vesîlete ve'l-fazîleh (ve'd-derecete'r-refîah). Veb`ashü makamen mahmûdeni'llezî va`adteh (İnneke lâ tuhlifü'l-mîâd).
"Ey şu eksiksiz mesajın ve kılınacak namazın Rabbi olan ALLAH'ım! Muhammed'e vesileyi ve fazileti (ve yüksek dereceyi) ver! Vaad ettiğin övülmüş makama yükselt (Sen vaadine muhalefet etmezsin)".
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Biriniz eşiyle birleşeceği zaman, "ALLAHım! Şeytanı bizden ve bize vereceğin çocuktan uzaklaştır" derse ve bu beraberlikten çocukları olursa, şeytan ona zarar veremez.”
Açıklama: Hadîs-i şerîf her şeyi ALLAH’ın yaptığına, hayrın da şerrin de O’ndan geldiğine gönülden inanmanın ve O’na teslim olmanın örneklerinden birini ortaya koymakta ve doğacak çocuklarının iyi bir müslüman olarak yetişmesini ve yaşamasını isteyen eşlerin cinsel temasta bulunmak istedikleri zaman, bunu Efendimiz’in öğrettiği şekilde Cenâb-ı Hak’tan niyâz etmelerini tavsiye etmektedir.
Hadisimizdeki “biriniz eşiyle birleşeceği zaman” ifadesi, yukarıda kaynaklarını verdiğimiz bazı rivayetlerde “biriniz eşiyle birleşmek istediği zaman” şeklindedir. Böylece bu duanın birleşme esnasında değil, daha önce yapılacağı anlaşılmaktadır.
Şeytanın doğacak çocuğa zarar vermemesi sözü, bazı rivayetlerde “Şeytan ona ebediyyen zarar vermez” (Buhârî, Nikâh 66, Daavât 54, Tevhîd 13; Müslim, Nikâh 116), “Şeytan ona musallat olmaz” (Buhârî, Bed’ü’l-halk 11) şekillerinde daha kesin ifadelerle rivayet edilmiştir. Bununla beraber bu ifadeler, şeytanın doğacak o çocuğa hiçbir şekilde zarar vermeyeceği, onun yanına hiç yaklaşmayacağı anlamına gelmez. Zira şeytanın insanı baştan çıkarmak veya yaptığı ibadetleri tam bir şuur haliyle îfâ etmesine engel olmak için gönüllere verdiği vesveseden tamamiyle kurtulmak mümkün değildir. Muhtemelen bu ifadesiyle Resûl-i Ekrem Efendimiz, bazı âlimlerin söylediği gibi şeytanın, doğacak çocuğu çarpmayacağını, bedenine ve inancına zarar veremeyeceğini, birleşme sırasında kendilerine yaklaşma fırsatı bulamayacağını anlatmak istemiştir. Bir insan için hayatta en tehlikeli şey, imansız olarak ölmektir. Diğer bir ifadeyle şeytanın insana vereceği en büyük zarar, onu dininden ve imanından etmesidir. Belki de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şeytanın vereceği zarar sözüyle bunu kastetmiştir. Şüphesiz her şey mutlak kudret sahibi olan Cenâb-ı Hakk’ın elindedir. Nitekim şeytana hitaben: “Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hâkimiyetin yoktur” [Hicr sûresi (15), 42] buyurmaktadır. Dilerse kullarını ondan muhafaza buyurur. Kula düşen görev, dua ve niyazda bulunmaktır.
Ayrıca yine Hadîs-i şerîf şeytanın insana ana rahminden başlayarak ölünceye kadar musallat olduğuna işaret etmektedir. Şeytanın şerrinden ALLAH'a sığınarak ona duâ etmek ve Onun ismiyle teberrük eylemek, yapılan her işi ALLAH Teâlâ'nın müyesser kıldığını hatırlamak gerekir.
Rivayet: İbni Abbas radıyallahu anh
Kaynak: Buhârî, Vudû’ 8, Bed’ü’l-halk 11, Nikâh 66, Daavât 54, Tevhîd 13; Müslim, Nikâh 116. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Nikâh 45; Tirmizî, Nikâh 8
Riyazü's Salihin - İmam Nevevi
Tercüme ve Şerh: Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir, Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan, Yrd. Doç. Dr. Raşit Küçük
cinsel ilişki öncesinde okunması gereken dua